top of page

Kendimi Sürekli Suçlu Hissediyorum: Psikanalitik Yaklaşıma Göre Suçluluk Duygusunu Anlamak

  • Yazarın fotoğrafı: Eylul Ezgi Serul
    Eylul Ezgi Serul
  • 3 gün önce
  • 3 dakikada okunur

Suçluluk duygusu neden ortaya çıkar? Her suçluluk gerçek bir hatanın sonucu mudur? Psikanalist Salman Akhtar'ın tanımladığı ödünç ve emanet suçluluğu kavramları üzerinden, kendini sürekli suçlu hissetmenin olası psikolojik kökenlerini ele alıyoruz.Suçluluk duygusu her zaman yaptığımız bir hatadan kaynaklanmaz

"Hayır" dedikten sonra rahatsız hissetmek…

Dinlenirken suçlu hissetmek…

Başkalarının mutsuzluğundan kendini sorumlu görmek…

Ya da ortada belirgin bir neden yokken sürekli "Ben yanlış bir şey yaptım galiba." düşüncesine kapılmak…

Terapi odasında suçluluk duygusu oldukça sık karşılaştığımız temalardan biridir. Çoğu zaman insanlar bu duyguyu yalnızca vicdanla ilişkilendirir; oysa psikolojik açıdan suçluluk, her zaman gerçek bir hatanın sonucu değildir. Bazen kişi gerçekten birine zarar vermiştir ve suçluluk, ilişkiyi onarma isteğini destekleyen sağlıklı bir duygudur. Ancak bazen de hissedilen suçluluk, bugünkü yaşamdan çok geçmiş ilişkilerin izlerini taşır.

Psikanalist Salman Akhtar, suçluluk duygusunun tek bir biçimde yaşanmadığını; farklı gelişimsel kökenleri olabileceğini öne sürer. Bu yazıda, özellikle günlük yaşamda sık karşılaşılabilecek iki kavrama odaklanacağız: ödünç suçluluk ve emanet suçluluğu.



Ödünç suçluluk nedir?

Psikanalitik kurama göre çocuk, yaşamının ilk yıllarında bakım veren kişiye derinden bağımlıdır. Bu nedenle bakım veren kişinin öfkeli, ihmal edici ya da zarar verici biri olabileceğini düşünmek çocuk için oldukça zorlayıcıdır.

Böyle durumlarda çocuk bazen farklı bir açıklama geliştirir:

"Sorun onda değil, bende."

İşte Salman Akhtar'ın ödünç suçluluk olarak tanımladığı durum da bu noktada ortaya çıkar. Çocuk, aslında kendisine ait olmayan bir kusuru ya da sorumluluğu üstlenir. Başka bir deyişle, başkasına ait olan suçluluk duygusunu kendi benliğine dahil eder.

Bu, bilinçli bir seçim değildir; çocuğun ilişkiyi sürdürebilmek ve psikolojik güvenliğini koruyabilmek için geliştirdiği bir uyum biçimidir.

Yetişkinlikte nasıl görülebilir?

Ödünç suçluluk yaşayan kişilerde şu örüntülerle karşılaşılabilir:

  • Sürekli özür dileme ihtiyacı

  • Küçük hataları bile büyütme

  • Eleştiriyi yoğun biçimde kişiselleştirme

  • Kusursuz olmaya çalışma

  • Başarısızlık kadar başarı karşısında da suçluluk hissetme

  • Kendini kolayca "yanlış" veya "yetersiz" olarak değerlendirme

Bu kişiler çoğu zaman yalnızca yaptıkları davranışları değil, kendilerini de sorgularlar. Sorun, "Yanlış bir şey yaptım." olmaktan çıkar; "Ben yanlış biriyim." hissine dönüşebilir.


Emanet suçluluk nedir?

Emanet suçluluğunda ise dinamik farklıdır.

Burada çocuk, başkasının suçunu değil; onun taşıyamadığı duygusal yükü üstlenir.

Bir ebeveynin yasını…

Kaygısını…

Travmasını…

Yalnızlığını…

Ya da sürekli güçlü kalma zorunluluğunu…

Çocuk bunu çoğu zaman sözcüklerle ifade edemez. Ancak bakım veren kişinin kırılganlığını hissettikçe kendi ihtiyaçlarını geri plana itebilir ve onun yükünü hafifletmeye çalışabilir.

Bu nedenle emanet suçluluğunda temel duygu "Ben kötüyüm." değil, daha çok "Ben taşımalıyım." biçiminde deneyimlenir.


Yetişkinlikte emanet suçluluğu nasıl kendini gösterebilir?

Bu yük yıllar içinde kişinin ilişki kurma biçiminin bir parçası hâline gelebilir.

Örneğin kişi;

  • Herkesi kurtarmaya çalışabilir.

  • Yardım istemekte zorlanabilir.

  • Dinlenirken veya keyif alırken suçluluk hissedebilir.

  • Sürekli güçlü olmak zorundaymış gibi yaşayabilir.

  • Başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyabilir.

  • Kendisini, çevresindeki insanların iyi olmasından sorumlu hissedebilir.

Dışarıdan bakıldığında bu özellikler fedakârlık gibi görünebilir. Ancak kişi çoğu zaman bu rolü seçmekten çok, yıllar içinde buna uyum sağlamıştır.


Ödünç suçluluk ve emanet suçluluğu arasındaki fark nedir?

Her iki durumda da kişi kendisini gereğinden fazla sorumlu hissedebilir. Ancak bu iki kavram aynı şeyi ifade etmez.

Ödünç Suçluluk

Emanet Suçluluğu

Başkasının suçunu üstlenmek

Başkasının duygusal yükünü üstlenmek

"Sorun benim."

"Onları ben taşımalıyım."

Kişi kendisini kusurlu hisseder.

Kişi kendisini sorumlu hisseder.

Temel soru: "Bu suç bana mı ait?"

Temel soru: "Bu yük bana mı ait?"

Bu ayrım, suçluluk duygusunun kökenini anlamaya yardımcı olur. Elbette her bireyin yaşam öyküsü kendine özgüdür ve bu kavramlar tek başına açıklayıcı ya da tanı koydurucu değildir. Ancak kişinin yaşadığı suçluluğun niteliğini anlamak, terapi sürecinde önemli bir başlangıç noktası olabilir.

Peki bu yüklerden kurtulmak mümkün müdür?


Yıllarca taşınan bir suçluluk duygusu ya da başkasının yükünü üstlenme biçimi, zamanla kişinin kimliğinin, ilişkilerinin ve kendini algılayış şeklinin bir parçasına dönüşebilir.

Bu nedenle psikoterapide amaç yalnızca "yükü bırakmak" değildir.

Öncelikle o yükün nasıl oluştuğunu, kime ait olduğunu ve onu taşırken kişinin kendi yaşamında nelerden vazgeçtiğini anlamaya çalışırız.

Çünkü bazen başkasının acısını taşımaya odaklanırken, kişinin kendi acısı sessizce geri planda kalmıştır.

Psikoterapi, bu öznel acıya yeniden temas edebilmek ve gerçek sorumluluk ile geçmişten taşınan yükleri birbirinden ayırabilmek için güvenli bir alan sunabilir. Suçluluk, insan olmanın doğal duygularından biridir. Ancak her suçluluk aynı kökenden beslenmez. Bazen vicdanın sesi olan bu duygu, bazen de çocuklukta kurulan ilişkilerin bugüne uzanan izlerini taşır.

Eğer kendinizi sık sık başkalarının mutluluğundan sorumlu hissediyor, en küçük hatada bile yoğun suçluluk yaşıyor ya da kendinize alan açmakta zorlanıyorsanız, belki de kendinize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:


Taşıdığım şey gerçekten bana mı ait?

 
 
 

Yorumlar


©2021, Klinik Psikolog Eylül Ezgi Serül tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page