Yaşamda Tekrarlar
- Eylul Ezgi Serul
- 11 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
İnsan, yaşamı boyunca kendisine olumsuz duygular yaşatan benzer deneyimleri, ilişkileri ve durumları defalarca yaşayabilir. Bazen kişi, farkında olmadan hep aynı çıkmazların, benzer partnerlerin, benzer iş ilişkilerinin ya da tanıdık çatışma dinamiklerinin içine sürüklendiğini görür. Bu noktada akla şu soru gelir: “Neden kişi kendisine acı veren, zorlayan ve yoran ilişki biçimlerini tekrar tekrar sahneye koyar?”
Sigmund Freud bu sorunun izini klinik gözlemlerinden yola çıkarak sürer ve yanıtı yineleme zorlantısı kavramıyla açıklar. Tekrarları “zorlantı” yapan şey, kişinin bu döngüyü bilinçdışı bir şekilde, yani farkında olmaksızın sürdürmesidir. Freud’a göre birey, bilinçdışında çözülmemiş çatışmalarını ve travmatik deneyimlerini söze dökerek hatırlayamadığında, onları eylem yoluyla —yani yeniden yaşayarak— hatırlamaya çalışır. Bu tekrarların işleyişinde, kişi için acı verici olan deneyimi yeniden kurarak onun üzerinde bir hakimiyet hissi elde etme arzusu da bulunabilir.
Cohen (1980) "kişi aslında aynı hikâyeyi yeniden yazarak bu kez farklı bir son yaratacağı yanılsamasıyla hareket eder" der. Benzer partnerlerle ilişki kurmak, iş hayatında aynı otorite figürleriyle çatışmak ya da arkadaşlıklarda benzer kırılganlıkları tekrar tekrar yaşamak, psikanalitik kuram açısından kişinin erken dönem ilişki deneyimlerini içselleştirmesiyle açıklanır.
Fairbairn (1952), insan yavrusunun temel motivasyonunun “haz almak”tan ziyade bağ kurmak ve o bağı korumak olduğunu öne sürer. Çocuk için bağın niteliğinden çok —iyi ya da kötü— o bağın sürekliliği belirleyicidir. Bu nedenle kişi, kendisini güvende hissettiren tanıdıklığı korumak için, yetişkinlikte de erken dönemdeki ilişki kalıplarını yeniden üretmeye eğilimlidir. Bazen olumsuz olan bile tanıdık oluşu nedeniyle kişiye paradoksal bir güvenlik hissi verir.
Psikoterapi sürecinde birey, bu yinelemeleri terapi ilişkisine de taşır. Freud’un (1914) “aktarımı” tanımladığı yer tam da burasıdır: Kişinin geçmişteki önemli ilişkilerine ait duygu, beklenti ve çatışmalar terapistle kurulan ilişki içinde yeniden canlanır. Terapide ortaya çıkan tekrarlar bir tür hatırlama biçimi olarak işlev görür; bilinçdışında bastırılmış olan yaşantılar sözcüklere dökülemediklerinde, ilişki içinde yeniden sahnelenirler. Terapi, bu tekrarların yavaş yavaş fark edilip anlamlandırılmasına, böylece kişinin geçmiş tarafından belirlenen döngülerden özgürleşebilmesine alan açar.
Bu süreçte kişi, yıllardır otomatik olarak yeniden ürettiği ilişki kalıplarını ilk kez görünür kılabilir; söze dökülmeyeni deneyim içinde tanıyabilir. Böylece yinelemeler, kişiyi kısır döngüde tutan bir mekanizma olmaktan çıkıp terapide dönüşümün kapısını aralayan beraber çalışma malzemesine dönüşebilir.



Yorumlar